• Mustafa Tanrıverdi

Organik Gıda ve Organik Tarım nedir ?

Bu makalemizde genel hatları ile organik tarımın ne olduğunu, bir sektör olarak ortaya çıkması için gereken şartların nasıl oluştuğunu, doğal ve sağlıklı gıdalara olan talebin artışını, organik tarım yönetmelik ve organizasyonlarını global perspektiften incelemeye çalışacağız.




ORGANİK TARIM NEDİR?

Organik Tarım, ekolojik dengenin ve biyoçeşitliliğin korunması, döngü halindeki doğal kaynakların zarar görmesini engellenmesi ve sürdürülebilir sağlıklı yiyecekler üretme amaçları doğrultusunda, üretimde sentetik kimyasal üretim girdilerinin kullanımını sınırlayan veya ortadan kaldıran, bunun yerine ekim nöbeti, ürün artıkları, hayvan gübresi, yeşil gübre ve tarım dışı organik atıklar kullanılan; hastalık, zararlılar ve yabancı ot mücadelesinde biyolojik mücadele yöntemlerinin kullanıldığı, genetiği değiştirilmiş organizmaların kullanılmasını reddeden, topraktaki organizma faaliyetlerinin ve toprak verimliliğin artırılmasına yönelik bir üretim sistemidir.




ORGANİK TARIMIN TARİHİ


Organik tarım, son 20 yıldır dünya gündeminde adından bahsettirse de, aslında 60-80 yıl öncesine kadar kullanılan en eski tarımsal faaliyetlerden birisidir. Atalarımızın yıllar önce, petrol kaynaklı inorganik gübrelerin ve pestisid’lerin (tarımsal ilaçlar) yokluğunda, yapmaya çalıştığı tarımsal üretim, her ne kadar bugünkü sertifikasyon gereksinimi nedeni ile organik tarım olarak tanımlanamaz olsa da, yazımıza konu olan tarımın protoipini oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Organik tarım-üretim sektörünün gelişimini, yaygınlaşmasını yorumlayabilmemiz için tarım üzerinde devrimsel etkileri olan dönem gelişmelerinin tarihsel etkilerini irdelememiz gerekir.



Biyo Teknoloji ve Kimya Endüstrisi


2.Dünya Savaşı sırasında savaş endüstrisi ile beraber gelişen kimya teknolojisi sonucunda, tarım sektöründe verimliliği arttırıcı sentetik gübre-ilaç maddeleri kullanılmaya başlanmıştır. Örneğin, savaş sırasında kullanılan patlayıcıların hammaddesi olan azotlu bileşik Amonyum Nitrat, savaş sonrası tarımsal alanlarda azot gübresi olarak kullanıma sunulmuştur. Yine, savaş sırasında sinir gazı olarak kullanılan organophosphate’ler, savaş sonrasında çok güçlü bir böcek öldürücü (insektisid) olarak tarımsal faaliyetlerdeki yerini almıştır.Kullanılmaya başlanan bu sentetik-kimyasal maddeler, tarım üretimin hacmi üzerinde ciddi bir artışa yol açarken, ileride çıkacak ekosistem sorunlarının ve canlıların yaşayacağı sağlık problemlerinin de önünü açmıştır.

Aşırı ve bilinçsizce kullanılan kimyasal ilaçlar toprakta ve bitkiler üzerinde kalıntılar bırakır. Bu kalıntılar bitki gelişimini olumsuz yönde etkilediği gibi aynı zamanda yer altı sularına sızarak buradan beslenen insan ve hayvan yaşamları için de tehlike arz ederler.

Bir diğer açıdan genetik bilimindeki ilerleme ile beraber kapitalist ekonomik düzenin kaçınılmaz kar maksimizasyonu hedefi, verimlilik artışı, ürün çeşitliliği sağlama, görsel ticari değeri olan ürünler yaratma gibi birçok plan doğrultusunda, tohumların genetik yapısını değiştirmeye başlanmasını sağlamış, yukarıda bahsettiğimiz olumsuz sonuçlara ciddi bir katalizör etkisi yapmıştır.



Doğal Gıda ve Organik Tarıma Talep Artıyor

İlerleyen süreçte, bilimsel gelişmeler ile birlikte bahsettiğimiz olumsuz sonuçların ekosistem ve insan sağlığı üzerindeki tahribatı daha iyi anlaşılmıştır. Akademi ve sivil toplum kuruluşlarının da çalışmaları ile doğal-organik tarıma verilen önemi gitgide artmıştır.


Ortaya çıkan her sektörün ardında ekonomik nedenlerin olduğu gerçeğini bilerek, sektörü bir de bu çerçevede incelemek gerekir. Yirminci yüzyılın son çeyreğinde orta ve üst sınıfın gelirinin ve eğitim düzeyinin artması sonucunda kitlelerin sağlıklı gıdalara olan talebi artmıştır. Bu talebin karşılanması ile doğacak potansiyel artı değer organik tarım-gıda sektörünün ortaya çıkmasındaki başat etken olduğunu söyleyebiliriz.




GLOBAL ORGANİZASYON VE KURULUŞLAR

Günümüzde organik tarım üretimi ve standartları birçok ülkede yasa ve yönetmeliklerle belirlenmiştir. Bu standartların büyük bölümü IFOAM (International Federation of Organic Agriculture Movements) tarafından belirlenmiştir. IFOAM 3 kıtadan 5 kurucu organizasyon tarafından 1972’de kurulmuştur ve şu an 108 ülkede 750 üye örgütü yöneten bir çatı organizasyondur (umbrella organization). Misyonlarını ise şu şekilde açıklamaktadırlar:


"Organik tarım toprakların, ekosistemin ve insanların sağlığının sürdürülmesini sağlayan bir üretim sistemidir. Olumsuz etkilere yol açan girdilerin kullanımına karşı ekolojik süreç, biyoçeşitlilik ve bölgesel koşullara adapte olmuş döngüye dayanmaktadır. Organik tarımın hedefi gelenek, yenilik ve bilimi birleştirerek paylaştığımız çevreye faydada bulunmak ve adil ilişkilerle yaşamın içinde yer alan herkes için iyi bir hayat sağlamaktır."

Geniş çaplı çalışmaları dışında, IFOAM organik tarım standardı ve organik akreditasyon hizmeti de vermektedir.


Dünyada organik tarım konusunda ilk geniş boyutlu yönetmelik Avrupa Birliği tarafından 1991 yılında yayımlanmıştır. Daha sonra birçok değişiklik yapılarak 1999 yılında hayvansal ürünlerle ilgili kısım AB'nin ilgili yönetmeliğine eklenmiştir. İsviçre’nin hazırladığı Bio Suisse ve FAO tarafından 1999 yılında hazırlanan Codex Alimentarius,  ABD’de NOP, Japonya’da JAS, adı verilen organik tarım standartları tüm dünyada özellikle küresel pazar hareketlerini etkilemiştir.


Türkiye’de 2002 yılında yürürlüğe giren ve 2010 yılında son halini alan “Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik” ve 2004 yılında yayınlanan 5262 Sayılı “Organik Tarım Kanunu”  ile birlikte organik tarımın yasal çerçevesi belirlenmiştir.Kendi organik tarım standardı olmayan ülkeler ise iç pazarlarında diğer ülke ve bölgelerin standartlarını kullanmaktadır.

KONTROL VE SERTİFİKASYON

Çiftçilerin ve gıda üreticilerinin organik tarım yöntemlerinden fayda sağlayabilmeleri için tüketicilerin organik üretim kurallarına uyulduğuna güvenmeleri gerekmektedir.Bu güveni tüketiciye sağlamak için bölge ve ülkelerde geçerli olan standart koyucu ve uygulayıcı kuruluşlar, yönetmelikler çıkararak bu sürecin yetkili aracı kuruluşlar denetiminde yürütülmesini sağlamaktadır.

Organik ürünlerin üreticileri, distribütörleri ve pazarlamacıları, yiyeceklerini organik olarak pazarlayabilmeleri için yerel kontrol kuruluşlarına kaydolmalıdır. İncelendikten ve kontrol edildikten sonra, ürünlerinin organik standartlara uygun olduğunu onaylayan bir sertifika verilecektir. Kurallara uymaya devam ettiklerinden emin olmak için tüm operatörler yılda en az bir kez kontrol edilir. İthal organik gıdalar da organik ilkelere uygun olarak üretildiklerini ve sevk edildiklerini garanti etmek için kontrol prosedürlerine tabidir.

ULUSLARARASI ORGANİK GIDA PAZARININ BÜYÜKLÜĞÜ

Ecoiva’nın araştırma sonuçlarına göre 2017 yılında küresel boyutta organik gıda ticaret hacmi 97 milyar Avro’ya ulaşmıştır.Amerika 40 milyar Avro ile ilk sırada yer alırken ardından, 10 milyar Avro ile Almanya, 7,9 milyar Avro ile Fransa ve 7,6 milyar Avro ile Çin gelmektedir.Aynı yılda Türkiye’nin organik gıda ticaret hacmi ise 700 milyon Avro civarında gerçekleşmiştir. 

Dünya’da organik tarım standartlarını yöneten kuruluşlar sektörün geleceğini belirleme adına, olası kuralsız ve sahte organik üretimlere tedbir amaçlı yeni düzenlemeler üzerinde çalışmaktadır.Olası bu düzenlemeler kontrol ve izlenebilirliğin arttırılması ve kolay kılınması konuları üzerinde yoğunlaşacaktır.





Referanslar:


23 görüntüleme